KAYIT – III / Gülşah – 2
Böyle başladı işte Gülşah’la ilişkimiz… Merhaba ile amına parmağımın girmesi arası taş çatlasın 4 saat sürdü. Bana da ama asıl ona böylesi yakışırdı zaten… Yeni bir okulda gergin de geçen ilk günlerin çok hoş sürpriziydi o… Bir taraftan da enteresan bir çete doğuyordu ufuktan..

O gün okula geri dönmemeye karar verdik… Tabi verdik derken Gülşah mecbur dönecekti o yüzden fazla da uzaklaşmamak zorundaydık… 5dk yürüme mesafesinde bir kavaklık, kavaklığın içinde de eski bir tek katlı bina vardı; böyle eski zamanın jandarma karakolu veya kontrol noktası gibi taştan yapılma, çatısı yerinde ama her an göçebilirmiş havasında insanı hafif tırstıran bir yer… Geceleri ben bile sikseler gitmem de; gündüz olunca, tabi içimde de bu garip günü gidebildiği yere kadar zorlama niyeti olunca ben teklif ettim ve kavaklığın tel örgüsünün hafif aşağı basıldığı bir yerden atlayıp gittik…

Binanın arka tarafı dışarıdaki ilk apartmanlardan az biraz görünüyordu ama ön tarafı hem kavaklığın içine bakıyordu hem de orada bir tür veranda vardı.. Verandada da bize sürpriz olarak böyle yayları falan atmış durumda 1 çekyat 1 de koltuk… Ben hiç kasmadan kendimi tekli koltuğa attım; Gülşah’ı da elinden tutarak kucağıma, daha doğrusu dizime oturtup arkadan beli-kıçı karışık şekilde destek oldum.. Eren önce kanepeye yöneldi ama artık üzerinde ne gördüyse hay amk! diye sadece kolçağına hafiften götünü yasladı… “git lan içeride gazete falan vardır, kusmuk mu sıçmık mı onla ört rahat otur” dedim; Gülşah kıkırdadı bu lafıma, Eren de “amk burada gazete olsa ya bokludur ya spermli” diye homurdanarak bir umut gitti içeri.. o gider gitmez Gülşah bana dönüp üzerime uzandı ve öpüşmeye başladık… o kadar şeye rağmen Gülşah’ı ilk defa öpüyor olduğumu fark ettim hayretle… çok da güzel öpüşüyordu; öyle aman aman dolgun dudakları yoktu ama ısırma isteği uyandırıyordu yine de.. ısırdım tabi ben de doğal olarak alt dudağını.. ben öyle yapınca o bahsi yine arttırdı ve alt dudağımın içinden resmen parça koparttı.. “Hooaaarrrrmmk!” şeklinde feryatla kafamı geri çektiğimde bu defa durmaksızın boynuma daldı, ısırarak değil ama ısırıyor gibi yaparak kulak mememin altına kadar acayip işler yaptı.. tabi bunları yaparken tamamen üstüme çıkıp oturdu gibi bir durum oluştu… o bana bunları yaparken ben bazı zevkleri ilk defa, veya en azından hepsini bir arada ilk defa tadıyordum resmen.. gözlerim kapalıydı ama önümden bir gölge geçtiğini fark edince hafif açtım; zaten daha ben açarken Eren’in sesi duyuldu:

“Abi gazete falan yok ama bunları buldum içeride..”

Gülşah da kafasını kaldırdı, baktım ki Eren elinde 2 tane açılmamış kutu bira tutuyor…
“Vay kardeşim benim!” diye elindekilerden birine atladım hemen.. tabi eylül başında olduğumuzdan soğuk değildi ama gölgede olduğu için havadan da daha soğuktu bari.. zaten o an bedava mezar verseler girecek kadar harçlığa mahkum olduğumdan bayram gibi gelmişti.. ki bir anda durdum, “ulan bunun içine bir şey enjekte etmiş falan olabilirler mi ki?” diye şüphenin dibine vurdum sesli olarak.. Eren “ben de onu düşündüm aga, yoksa kim niye bıraksın ki ortada” diye destekledi bu tezimi.. Gülşah da hem ayağa kalkıp aynı anda elimdeki kutuyu da çekip alırken:
“Siz harbi gerizekalısınız lan; basınçlı kutuya kim neyi nasıl enjekte edecek allahın cahilleri!!” diye kutunun üstünü yeleğin kenarıyla silip bssst! diye açtı, anında dikti kafaya ve yarıya yakınını gömdü tek dikişte… tabi o böyle yapınca ben de uzattığı kutuyu hafifçe tartıp; ne kadar içtiğine bakıp kalanın yarısını geçmemeye dikkat ederek büyük bir fırt aldım ve kutuyu Eren’e uzattım.. Eren’de konuya kendini kaptırıp kalanı tek dikişte gömmeye çalışsa da 2. Yudumdan ileri gidemedi ve kusmanın kıyısından döndü.. “Aga bu böyle sidik gibi içilmiyor” diye de boku biraya attı.. Kutuyu elinden aldım ve “çek hepsini cnm” şövalyeliği ile Gülşah’a verdim, tabi yine altta kalmadı kaltak ve “ thank you ma’lord..” diye gülümseyerek hafif reverans hareketiyle kapıp 1sn içinde gömdü ve kutuyu kırık pencereden içeri fırlattı, geldi kucağıma bıraktı kendini…

Eren hâlâ “ben aslında dikerdim de çok sıcaktı” falan diye bitiremeyişini gerekçelendiriyordu, biz çoktan unuttuğumuz halde.. Ama neden sonra akıllıca bir laf etti; “Aga bu diğerini bakkalda soğuğu ile değiştirsek ya, yanında 3-4 tane daha alırsak verir herhalde…” Teklifin sevindirici tarafı soğuk ve benim olan bira(lar) içecek olmaktan çok; Eren’i en az 10dk’lığına olay mahalinden siktiretme fırsatının ayağıma gelmesiydi.. “Sıcak birayla senin derdin var madem, o zaman sen git al” dedim ve cebimden 2-3 biralık para verdim buna, Gülşah da vermeye kalktı ama Eren almadı; “ben tamamlarım üstünü zaten çok almıcam bokunu çıkartmayalım gündüz vakti” diye bastı gitti.. Tabi Gülşah bana ben gülşaha yumulduk yine hemen…

“Ne kadarlığına gitti?” dedi.. “En az 20dk, bira satan bakkal taa basket sahalarının orada” diye abarttım niye sorduğunu bildiğim için… Niyetim olabilecek herşeyi yaşayalım’dı, ama sanki bilinçaltımdan yapacaklarımızın bir kısmını Eren de seyretsin istiyordum…

Tekrar yumuldu bana; bacaklarını iyice yerleştirdi ve kasıklarımız birleşti; tam o boynuma dalarken ben bir kafa çalımıyla onun boynuna yumuldum ve Gülşah da dünden razıydı sanırım.. Sabahtan beri belli belirsiz aldığım parfümle karışık Gülşah kokusuyla o an tanıştım.. Dudaklarım ve dilimin sıcaklığı ile daha duyulabilir halde yayılıyordu kokusu… belinden tuttum, kendime yaklaştırdım, zaten dekolte V yakaya dönüşmüş gömleğini çenemle aşağı doğru sıyırmaya çalıştımsa da başarılı olamayınca ellerimi belinden çekip düğmelerine daldım bir taraftan öpmeye devam ederek.. Ne çıkacağını merak ediyordum açıkçası… Birkaç defadır özellikle okşama şeklinde değilse de göğüslerini ellemiştim ve eksik bir durum hissetmemiştim ama tüm destekler çıkıp malzemeyle baş başa kalana kadar her tür sürprize açık olma konusunda da yeterince tecrübe edinmiştim; memeleri açma konusunda hiç kasmayan yurdum kızları sayesinde… Baktığında “skimi arasına sıkıştırıp git-gel yaparım” fantezisi kurarken sutyen çıkınca neredeyse tersine çukura dönecek kadar tahta çıkan göğüs(süzlük)ler gördü bu gözler taa o yaşta..

Neyse uzatmayayım, gömleğin düğmelerini tek tek aşağı kadar açtım, elimle her iyi yana ayırınca… “Hmmm, goood..” oldum.. bir sutyen vardı ama ne dantel işli ne tahta kalıplı değildi.. sanırım elimle hissettiğim neyse %100 Gülşah’ın organik malvarlığıydı.. Arkadan kopçasını açmadan önce askısının ipini ön taraftaki plastik bağlantıdan çıkardım ki sutyen için gömleği komple çıkartmakla uğraşmayalım… Bu hareketim 100 erkeğin 385’inin o bağlantının varlığından haberi bile olmadığını bilen Gülşah açısından oldukça büyük bir sürpriz oldu tabi.. Sadece freni olmayan sevimli ve zeki bir itoğlu it değil, cinsellikte ondan daha tecrübeli bir erkek olduğumu o hareketle anladı sanırım… o anda hem hareketleri masumlaştı, hem de ürkekleşti sanki…

Devam ettim; gömleği iki yana açtım ve sutyeninin üzerinden göğüslerine yumuldum. Önce iki yandan ellerimle sıkıştırarak daha fazlasını sutyen üzerinden taşırıp dudaklarıma sundum; sonra da iki elimi arkaya atıp tek hamlede kurtuldum bu gereksiz ve göğüslerine de hiçbir doping yapmayan kumaştan… Hafif geri çekildim ve gördüğüm karşısında çarpıldım.. Tabi ben geri çekilince Gülşah da ne yaptığıma bakmak için gözlerini açtı; benim gözümdeki hayranlığı görünce az önce çok meme görmüş olduğunu anladığı birini hayran edebildiği için onun da yüzüne bir mutluluk yayıldı ve kafamı tutup göğüslerine bastırdı inleyerek…

İki tane büyükçe yarım elmaya bakıyordum.. belirgin bir bikini yanığı, vücut rengi sandığımdan daha beyaz.. Memeler küçük değil kocaman da değil, ama kesinlikle kütür kütür.. üstelik kendi uçlarına değil de 3-4 beden büyük bir memenin uçlarına sahip; uçların memeden ayrı kendi kişilikleri var yani o derece, renkleri de o beyaz tene göre oldukça koyu ve belirgin.. kısacası ef-sa-ne!!!

Üstte bunlar olurken; aşağıda, kimse kimseyi ellemeden, kendi başına gitgide kendini daha fazla hissettiren skim gabardin pantolon altından ve Gülşah’ın külotu üstünden yapabildiği kadar baskı yapıyordu; tıpkı birinci seanstaki gibi sırılsıklam olduğuna emin olduğum amına.. Gülşah kafamı göğsüne bastırınca ellerime orada ihtiyaç kalmadı ve aşağıya yardıma gönderdim ikisini de.

Önce Gülşah’ın poposunu iki yandan avuçlayarak biraz kendime doğru çektim, yaklaşınca da sol elimi götünün yanaklarının içine ve aşağı gönderdim… Alev alev yanıyordu yine… Bu arada tek elimle de kemerimi fermuarımı çözüp sikimi artık özgürleştirmeye çalışıyordum.. aynı anda fark ettim ki boşalmaya fazla uzak da değildim.. Gülşah üzerinde yapacak çok işim, gidecek çok yolum vardı ama 1-2 saat önce bir posta dolduğum ama boşalmadığım için bütün yolu bu halimle gitmeme imkan yoktu.. O yüzden külotunu her iki taraftan indirdim, yalandan sırılsıklam amına 2-3sn el atıp sesli inlemesini sağlayıp doğrudan olaya girecektim ki elimi tutup “yapma, kirli” dedi.. “Lan 2 saatte regl mi oldun” diyecekken kirli olanın elim olduğunu anladım ? Neyse dedim ben devam edeyim.. Koltukta az bir şey aşağı kaykıldım ve bu sayede külot yarı inikken Gülşah’ın üstüme oturabilmesi mümkün ol – acaktı.. Ama olmadı.. belinden tutup sikimi hizalayıp aşağı yönlendiriyorum ama direniyor; sikimi yukarı kaldırmaya çalışıyorum bu defa de kendini yukarı çekiyor.. Tam bir -o zaman henüz adı konmamış olan- Kezban tavrı ki Gülşah hiç o tavırların kızı değil yani kaç saatlik sevgiliyiz kendisiyle…

Bir an evvel kaygan sıcaklığa kavuşup boşalma hırsıyla hafif de tepkili şekilde:
“Ne var Bebeğim?!?” dedim…

“Bunu burada yapmak istemiyorum.. hem her yer pis, mikrop kapabiliriz; hem de yanımızda condom yok; sen acayip dolusun şu an, ben de tam iki regl ortasında yumurtlama dönemimdeyim o yüzden sırılsıklamım, bir kazaya kurban gitmeyelim..” dedi.. Bunu çok masum, heyecanlı ve biraz da titrek bir ses tonuyla söyledi; yani öyle bir söyledi ki kendimden utandım kızı buralara bu amaçla getirdiğim için… Hemen geri çektim kendimi ve:

“Haklısın bebeğim” dedim; “bunu benim de düşünmem lazımdı.. çok dolduğum için kafam çalışmadı herhalde…”. Gülşah’ı tutup nazikçe üstüme yatırdım.. Benim kıyafetlerim ve vücudum dışında hiçbir yere değmemesine özen göstererek ve gösterdiğim özeni ona da belli ederek (puan almayacaksam ne kasıcam amk dimi?)… görüntü şuydu: ben koltuğa aşırı kaykılarak sırtüstü yatmışım, Gülşah da üzerime yüzüstü yatmış, külotu eteğinin altında hatta dizinde, benim de sikim dışarıda ve ellerim kızın kıçında…

Hiç tartışmadan çabucak vazgeçişim de artı puan yazmış olmalıydı, olduğum kadar abaza görünmemek adına yapılmış bir hamleydi ve tutmuştu sanki… Gülşah benim bu (kendi bokuyla satranç oynama) hallerimden habersizdi ama haberdar olduğu bir şey vardı ki 2 full ereksiyondan sonra hala boşalmayınca kalbim sikimde atıyordu artık, bıraksam kendi kendine yolunu bulup girecek gibiydi…

Gülşah hafifçe doğruldu; “Bebeğim benim aşağıdakine epey borcum birikti” dedi ve gülümseyerek üzerimden süzüldü… Önce eline aldı, malzeme tartar gibi boyunu enini ağırlığını kontrol etti, uygun görmüş olacak ki ucuna bir öpücük attı önce (bu ilk öpücükleri saxonun besmelesi olarak tanımladım ben daha sonra, yapmayan kadın, hatta orospu dahi görmedim)… Sonra üst tarafından tuttu ve altını yalamaya başladı ağzına almadan… bu sırada gözlerini benim gözümden ayırmıyordu, yaptıklarını beğendiğim sinyali arıyordu resmen… ben de üstten sikimin hep gördüğüm yüzünü ve altında Gülşah’ın kafasıyla belli belirsiz dilini seyrediyordum zevkle.. koçtaş’larımı aldı avcuna, kokladı öptü, sonra onları da yaladı… bu arada ben hırıltılar çıkarmaya başlamıştım ufaktan ve hatun henüz asıl muameleye başlamamıştı bile… kafasından tuttum usulca, okşar gibi başını sikime yönlendirmeye çalışıyordum.. sinyali aldı ve kafasını yan çevirip simit ısırır gibi dişleye dişleye yukarı tırmandı kafasına doğru.. Sona yaklaştığında da eliyle dibinden tutup cork diye ağzına gömdü sikimin dışta kalan tarafını…

Hızlı hızlı inip kalkmaya başladı ama bunu yaparken aynı zamanda vakumluyordu ve çoğu mal hatunun yaptığı gibi boş bir boru içine girmişim gibi hissettirmiyordu, gayet iştahla istekle saxo çekiyordu ve kendi de büyük zevk alıyordu yaptığından.. tırmandım hızla ve gelmek üzere olduğumu söyledim ona da.. sikimi tamamen bırakmasını veya eliyle bir yöne çevirmesini beklerken daha da gömüldü üzerine ve hızlandı, o sırada ağzına bir anda tükürük doldurdu ve çekerken cork cork sesler çıkmaya başladı – ki o da benim bu anıma dair hatırladığım son şeylerdendir.. O sesle birlikte ben de infilak ettim çünkü.. Sadece sikim değil, kulaklarım kalbim beynim falan patladı Gülşah’ın ağzının içine.. bildiğin “karı gibi” orgazm oldum resmen geçmek bilmeyen titremeler ve kasıklarımın uyuşmasıyla.. Gülşah ne mi yaptı? Her bir damlasını afiyetle yuttu.. Sikimi sağarak fazladan ürün hasat etti, onları da iştahla yaladıktan sonra sikimi pantolonun içine sokup yukarı dudaklarıma tırmandı yine…

Üst üste 1dk kadar falan yattık herhalde.. neden sonra kendime geldiğimde ağzım yüzüm kurumuş gibi hissettim ve “Şimdi bir bira olsa amma içilir” dedim günü saati ve kadroyu tamamen unutmuş şekilde… Gülşah aydı benden önce “ Eee, Eren gideli ne kadar oldu ki?” dedi.. Tamamen unutmuştum onu; “ama ya gelmesi lazım aslında şimdiye” diye doğrulmaya çalışırken sağdan sesini duydum piçin:

“5 dk kadar oldu geleli ama o kadar kaptırmışsınız ki kendinizi, bozmaya kıyamadım aga!”
Ben kahkaha attım, Gülşah da hemen toparlanmaya çalıştı külotunu çekiştirerek.. Amı götü Eren tarafından incelendi diye fazla tepki göstermedi ama olaya da fazla gülmedi.. Biralarımızı içtik, Eren’i sallamayarak koltukta yiyiştik biraz daha… Okulun çıkış saati yaklaşınca son sigaralarımızı içip kalktık yavaştan.. Eren’i dolmuş durağına kadar geçirdik, ben oradan Gülşah’ı okula bırakıp eve gidecektim.. Eren duraktaki dolmuşa binerken klasik eyvallah konuşmasından sonra son olarak:

“Bana bakın! Bu iş böyle başladı böyle gidiyor; harbiden yapacağınız zaman beni çağırmazsanız ikinizle de konuşmam!” dedi ve kahkahalar atarak dolmuşa girdi kapıyı kapattı…

Devamı Gelecek..